senin en sevdiğim yazın baharı getiren

BAHARI GETİREN

yaz kızım:

senin en sevdiğim yönün elbette kuzey doğun
saat yönünde baktığım zaman hep birincisin sen
bakışların utanmış yere düşmüş kıyamam
sana hiç gözlerindeki elmaslardan bahsettim mi ben?

senin en sevdiğim yarın aslında bugün
düşüncelerimi güzelleştiren yekpare sen
kalbimin yirmibir pare atışı gözlerime baktığında
beni nasıl aşkla parçalar söylemiştim hatırlarsan?

senin en sevdiğim yanın imrendiğim sağın
zekice bir öpücük kondurdum ol tarafa yanaktan
usulca kaldırdın yerden büyüyen gözbebeklerini
örttün üstlerini ince çekilmiş kalemle sürurdan
şu güzel tebessüm yerleşmişken dudaklarına
mydarling bul beni sıkılmadın mı aramaktan?

alo?

t.


BAHARI GETİREN II


daha sabahın ilk saatleri erken kalmış bugün kanepenin sol köşesine kıvrılmış oturuyor dizlerini göğsüne çekmiş haliyle neler anlatıyor yine mahsun gözleri yere takılmış ah bilse bu gözleriyle bu hüznüyle mananın bizatihi kendisidir o beyaz boynu sağ tarafa bükülmüş aynı hüzün gözlerinden akıyor sıkılan yüzünün sağ tarafından süzülüyor küçük yağmur damlaları kalbim hızlanıyor kalbim hızlanıyor kalbim hızlanıyor bu aşkın seremonisine kendi atışlarıyla eşlik ediyor yüreğim duyuyor biliyorum ama daha kaldırmadı bakışlarını konuşmayayım ben en iyisi kelimelerle küçültemem büyümüş gözbebeklerini sözler ile kalkmaz bu gözler yerden yürüyorum usul bir sıfat seçip kendime yanına oturuyorum kalbim hızlanıyor kalbim hızlanıyor kalbim hızlanıyor kelimeler dökülmesin diye sıkıca kapatıyorum dudaklarımı nazikçe büzüp en güzel mektubumu mühürlüyorum sağ yanağında yanan ruhumun ışığıyla bir anda aydınlanıyor çevremiz ve mektubunu okuyor daha güzel görebilmek için göz kapaklarını örterek elmasların üzerine kendilerine yakışır usulca bir sıfatla aydınlık yüzünde gördükten sonra o ince tebessümü şimdi gönül rahatlığıyla eriyip kaybolabilirim ben...


t.

çocuk gel değişelim bayramları

çocuk gel seninle değişelim şu bayramları
ikimiz de alamıyoruz istediğimiz oyuncakları
ben adamı koltuğundan kaldırıp yerine oturayım
sen sokaklarda polis amcalarla kovalamaca oyna
bu bayram torpil patlatmak serbest diyorlar ama
sen babanın sözü dinle gözlerin yaşlanmasın
bir gün istiyorum ama mayıs ayında olmasın
nisan devrime daha çok yakışmaz mı sence?
yağmurlarıyla baharıyla tam senlik bir şenlik
olmaz diyorlar çünkü o zaman gerçek olurmuş
kırmızı renk en güzel Nietsche'de dururmuş
büyükler yalan söyler çünkü onlar öyle büyür
insanlar doğar büyür yaşlanamaz bazen ölür
ey meteorolojinin uyarılarına kulak asmayanlar!
sizin yüzünüzden çarpılacağız, başımıza taş yağacak!

dur gideriz deha sabah olmadı

sokak hala karanlık beni kim görecek
dışarı!
şimdi çıkarsam
atsam tüm kirli düşüncelerimi
makinaya kısa programda
bana nasıl bir hijyen sağlar?
senin bitirdiğin yerde ben daha yeni,
başlarken:
bunun ne kadar faydalı bir baş olduğu,
da
tartışmasız tartışılır
geçelim bu ayakları başım
sen hala omuzlarda mısın?
halk gale yana gele yazdı bak
hele ki bilince saldırdığını bilince insanlar?
topyekün bir savaş bir seferberlik halidir
bu son kalan kırıntıları
zihnimin yollarından toplayıp doldurmak için silolara
daha çok masal kahramanı gerek bana
hansel bırak kardeşin kalsın
sen adam topla gel
topla
topla
hop!
çok geldin al biraz
az...

dahil değil

yaş otuzbeş yolun yarısı eder
dantel gibi ortasındayız sehpanın
gölgesi üzerimizde bir ulu çınar
tavana uzanır içinden seramik saksının

işte o ağacın dalından sallanır urgan
yalınayak o sehpanın üzerine çıkarsın
on yıl hayatta beklemezsin bilirim
sen var ya ölümden bile bıkarsın

kaldırın kelimeleri

KAZAN (kaldırınlan)

kelimeler çok tehlikeli, kelimeler, çok acımasız.
kelimeler kafamda rahat durmuyor,
orayı kaynatmaktan başka pek bir işe yaramıyor,
havaya bırakıyorum, herkes yakalayamıyor,
çarem kalmıyor kağıda emanet ediyorum
al bunları sen taşı diye yalvarıyorum.
ama kağıt da herşeyi taşıyamaz my darling,
yazılmış kağıdı katlayıp uçak yapsam
uçamıyor bir türlü kelimelerin ağırlığından,
gemi yapsam usulca suya bıraksam
arşimet gözyaşlarını tutamıyor ardından.
havada uçabilecek kadar hafif,
suda yüzebilecek kadar gerçekçi
olmadığından mıdır neden,
gönderdiğim yere bir türlü
gidemiyor biçare kelimelerim.

ah çocuk!

KALAY

şiirin çok şirin baba
ve biraz da gargamel şüphesiz
ama en çok da mavi
çünkü mavi insanı derin gösterir
onun deniz mavisi elbiselerinde
en derin dekoltelerde
kaybolurken ben
gözlerinde öğrenemediğime yanarım
serbest dalış yapmayı
ya da sırtüstü yüzmeyi
gökyüzünü seyredip bir yandan
bulutlardan tavşan çıkarmayı
ama bugs bunny gridir neden?
pamuğa hiç benzemiyor
üzerimizde asılı duran
birazdan üzerime boşanacak
gri bir güğüm o
benim göğüm.

t.


NAL

seni kalbimin en güzel
kösesine yerleştirdim dedi kız
artık sen kırmızı köşedesin
ve mavi köşede zabellah bir adam
kol değil onlar bir çift bacak omuzlarından çıkan
belden aşağısı ise
at, zaten
belden aşağı çalışmana gerek yok
sınavda çıkmaz dedi öğretmen
ama hiç hocaya güvenilir mi ali, bak
bekliyoruz hala, artık şu topu
at, zaten
ben sporcunun
önünde eğilirim diyecektim lan
bana vecize mi yok
maraton koştum dün ikindi vakti
sonuncuyum ama sen beni yedinci san
at, zaten
sinema bir şenliktir
film festivalinde tanıştım o kızla
bugün senaryoya uymayan biri daha recm edilirken
sen orda yoktun aşkım
çünkü işin başından aşkın melah
at, zaten
meraktan
kim ölmüş?

t.

RÜYA

istanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı
çekiç sesleri geliyor doktordan
yeni koltuğuna hasta oturtmuş
karşı apartmandaki dişçi
bir elinde matkap dün almış nalburdan
öbüründe kerpeten ki onu da
bir kızkurusu atmıştı camdan
gecenin ikisinde uyumadan
çünkü pencerede otururdu o saate kadar
bıkmadan arardı gözleri
ilk aşkı kanalizasyon işçisini
ama heyhat artık boru patlamaz bu şehirde
herşeyden önemlisi pisliğimiz ulaşmalıydı yerine
ama burda dökülen bütün hayatlar denize varır doktor
dökülür demiyorum bak
mesela örneğin misalen diyelim ki farz-ı muhal
yarın camdan atlayacak o kız
düşünecek tam sekiz metre üçüncü kattan kaldırıma kadar
mansiyon ödüllü bir kısa film senaryosu çıkacak hırkasının cebinden
haydi oyalanma koş söyle o manifaturacıya da
koymasın arabasını kapının önüne bu akşam
yarın kalabalık olur buralar
o hengameden fırlar gelir küçük hergele
yere düşen kağıdı bulur
daha yeni taktı kurdelesini yakasına kan kırmızısı
aliyi bilir bir de ayşeyi
bir de nietsche elbette kan kırmızısı
bıyıklarını sever zibidi onun porsuk porsuk
sizi çok sevdim amca
sizi çok sevdim ama
annem çağırıyor balkondan sırtım su gibi olmuş değiş değiş
bak böyle uyurdu zerdüş.

t.
“çoğu hiç de orijinal olmayan bu düşüncelerle şu sayfaların bekaretini bozmak neye yarar? Kim beni okuyacak? Benzerlerime iletecek hiçbir önemli mesajım yok. Bir vahşi gibi yaşadım, herhangi biri gibi acı çektim. Hayatımda hiçbir fevkalade olay yok: önemsiz hayal kırıklıkları, gerçekleşmemiş rüyalar, yerine getirilmemiş projeler…işte 25 yılımın iyice sıkıcı ve hiç de ilginç olmayan hikayesi.”
Jurnal - C.M.