voila! tebrik ediyorum, nasıl da buldunuz beni. burası karanlık, siyahın içinde görünmem zannediyordum ama nasıl da açığa çıktım hemen! bu sefer yazdığım kelimelerin arasına girmeyeyim, cümlelerin arkasına saklanmayayım, doğrudan sayfanın içine gizleneyim dedim. her şeye rağmen buradan beni gören herkese sevgilerimi yolluyorum.kısa bi süre geçti, ama inanın çok yoruldum, biraz dinleneyim, yakında geliyorum.
bir mum yanıyor içerde ışığı silik, bir de ben…
Gece, ne kadar uzun. Gece, ne kadar da yağmurlu. Damlalar birbiriyle yarışıyor yere düşmek için, şimşekler ışığın gücünü göstermek ister gibi ardı ardına çakıyor, yıldırımlar kendilerine sokakta tek başına yürüyen yalnızları hedef seçmiş. Gökyüzü hiç karanlık kalmıyor gecenin ortası olmasına rağmen, bu kez ne ay ne de yıldızlar aydınlatıyor semayı, şimşekler çakıyor peş peşe, gök gürültüleri şimşeklerin hızına yetişemiyor bile. Uzaktan bir ses geliyor göğün yırtıldığını haber veren, ve ardından damlaların hızla çatıya vuruşlarının sanki başıma düşüyormuş etkisi veren haşin sesleri yankılanıyor içerde. Karanlıkların koynunda en küçük ışık huzmesine hasret olan ben ise, yine aynı şeyleri düşünüyorum gözlerim kapalı. Gök bir kez daha gürlüyor, bir korku filmi sahnelenirmiş gibi evin içinde, şimşekler üst üste çakıyor, salon bir aydınlanıp bir kararırken yalnızlığımın resmini çekiyor sanki gece. Flaşlar patlıyor ve beni ele veriyor en yalın halimle. Saklanacak bir kuytu yok, kaçamıyorum hiçbir yere; ve biliyorum ki herkesi ürküten bu ışık benim içimde çakıyor, bu ruhu o aydınlatıyor. Ben de inadına, kaçarken herkes kuytulara, uzatıyorum kafamı dışarı, geceden fırlayan bu ışığı yakalamak için. Islanınca kirpiklerime kadar, sokuluyorum yine usulca içeri. Şimdi bir mum yanıyor içerde ışığı silik, bir de ben…
Korkuyu beklerken çok vakit geçirmişim, fark edenim olmamış.
Vakit geçmiş, umut kocaman olmuş, umut, benim içimde devasa bir dağ olmuş! Ben ona küsmüştüm halbuki, haberi bile yokmuş. Geçen günler bana acımamış, seni yine yoklukta aramaya zorlamış. Oysa arasam da bulamam, baksam da göremem seni biliyorum. Ya gözlerim kapandığında varsın ya da olmayan mekanlarda, ya aklımın en sakin yerinde varsın ya da kayıp zamanlarda. Zamanın en acımasız hallerinde, bekleyerek geçirdim ben günleri. Tükettim seneleri birer birer hırçın akıntısında zamanın, umarsızca. Yalnızlığımı öğüten seneler yıkıp geçiyor beni, ama düşünüyorum aynı zamanda, bir ömrüm beklemekle geçse ne çıkar? Eminim vakit gelip son kez kapatınca gözlerimi, yüzümde tebessümle, göreceğim seni...
Çünkü; çünkü çok öncesinde sönmeye yüz tutmuş hayallerimin, daha yıldızlar serpilirken engin semaya, en parıltılı halinle sen tutunmuşsun oraya. Hep bekledim inersin diye benim biçare dünyama. Her gece şu engin semanın seyrine daldığımda efkarla, senin hayalini seçebilirim milyonlarca yıldız arasında, lakin, erişmem mümkün değil yakınına. Muradım şudur ki sevgilim; boğulmadan ben bu hülya denizinde, sönmeden yıldızları gökkubbenin, sen geliversen tüm gerçekliğinle, beraber baksak gecenin ışıltılarına, ve görsek semanın ne kadar karanlık olduğunu, sen dünyaya indikten sonra...
Dalinin biri kuyuya bir taş atmış
nerdeyim ben?
kocaman bir salonda oturmuşuz ortalık çok kalabalık son derece seçkin insanlar salonu doldurmuş kendi aralarında sohbete başlamış hizmetçiler içki servisini bitirmiş muhterem konuklar bir yudum alıp bin kelime söylüyor çeşitli gruplar oluşturmuşlar kendi aralarında çeşitli konuları ortaya atıp üzerinden geçiyorlar çeşitli insanları çekiştirip yıpratıyorlar bir konuşma gürültüsü hakim salona havada dolanan binlerce değersiz kelime var toplanıp kafamın içine giriyorlar biraz daha kalırsam burada dayanamayıp haykıracağım kimse dinlemedi beni şimdiye kadar zaten hazır herkes burada toplanmışken ayağa fırlasam şöyle ne var ne yok biriktirdiğim içimde boşaltsam şu insanların üzerine dedim kararımı verdim ceketimin düğmelerini ilikledim ayağa kalkıp yeter diye haykırdım herkes sustu herkes sustu herkes sustu bir anda bakışları bana yöneldi önce şaşırdılar sonra ben olduğumu anlayınca tekrar bakışlarını kaçırdılar nihayet yeniden yanındakilere dönüp tekrar konuşmaya başladılar inanabiliyor musunuz daha hiçbir şey söyleyememiştim hiçbir şey hiç ayakta öylece dikili kaldım devam etmek istesem bile şimdi kimse dinlemiyordu bekleyip daha sonra bir deneme daha yapmak geçti aklımdan ama öyle utandım ki o halimden salonun ortasında ceketinin düğmelerini iliklemiş bir elim havada öylece kalakalmıştım o anda gözümü kapattım ve aslında orda olmadığımı düşündüm evet aslında bu salon zaten benim salonum değil ve etraftakiler de tanımadığım insanlar hiçbirine beni neden dinlemiyorsunuz diye hesap soracak halim yok ben burda sadece bir yabancıyım evet yabancı sırtımda ceketim de yok zaten tesadüfen bu salonun ortasına düşmüş bir garibanım diye düşündüm ve düşündüğüm gibi de oldu.
küçücük odamdayım her zamanki gibi sessiz burası huzurla dolu çoğu zaman şimdiki gibi huzursuzlukla değil bir elimde çay bardağı bir elimde kalem var şimdi ne kuru gürültüler ne boş konuşmalar rahatsız edebilir beni ve şimdi konuştuğum zaman ne kimsenin dinlemediğinden dert yanarım ne de kimselerin dönüp bakmıyor olması beni rahatsız eder oturduğum yerde kalırım anlatmaya çalıştıklarımı yazmaya çalışırım kimse olmadığından kimsenin dinlemesi okuması derdim olmaz anlatmak istediğim çok şey olsa da zaten emin değilimdir anlaşılmak istediğimden yanlış anlaşılmaktan da korkar kelimelerin yarısını yutarım beni asıl boğan da bu yuttuğum kelimeler olur yine de nedendir bilinmez usanmam elime kalem almaktan beyaz kağıdı önüme koyarım siyah yeleğim zaten üzerimdedir bütün düğmeleri iliklenmiş halde başlarım yine karalamaya herkesten çok kendime saygı duyduğumu anlar kendimi tutup başımın üstüne koyarım ama bu yükle de fazla dayanamayacağımı biliyorum iç geçiriyorum susuyorum.
küçücük odamdayım her zamanki gibi sessiz burası huzurla dolu çoğu zaman şimdiki gibi huzursuzlukla değil bir elimde çay bardağı bir elimde kalem var şimdi ne kuru gürültüler ne boş konuşmalar rahatsız edebilir beni ve şimdi konuştuğum zaman ne kimsenin dinlemediğinden dert yanarım ne de kimselerin dönüp bakmıyor olması beni rahatsız eder oturduğum yerde kalırım anlatmaya çalıştıklarımı yazmaya çalışırım kimse olmadığından kimsenin dinlemesi okuması derdim olmaz anlatmak istediğim çok şey olsa da zaten emin değilimdir anlaşılmak istediğimden yanlış anlaşılmaktan da korkar kelimelerin yarısını yutarım beni asıl boğan da bu yuttuğum kelimeler olur yine de nedendir bilinmez usanmam elime kalem almaktan beyaz kağıdı önüme koyarım siyah yeleğim zaten üzerimdedir bütün düğmeleri iliklenmiş halde başlarım yine karalamaya herkesten çok kendime saygı duyduğumu anlar kendimi tutup başımın üstüne koyarım ama bu yükle de fazla dayanamayacağımı biliyorum iç geçiriyorum susuyorum.
