Hikayemi adamakıllı anlatamadığımdır

Onun için böyle yazılar yazmayacağım artık, çünkü okumak yaşamaya yetmiyor. Belki sen de okuyorsun ama sevgilim, sevgilim değil sevdiğim, okuyanlar da gitti, akıllılar müstesna.

(Yazarımız senelik hüznünün 1/münü kullandığın.DAN! geçici bir süre için buralar.DAN! uzaklaşacaktır…)

Gözlerimi kapatmadan düşündüğümdür

Dokuz günlük resmi katilin bugünkü kurbanı acaba hangi koç olacak diye düşünürken bütün ipuçları yine beni işaret ediyor sevgili günlük. Bir türlü yakamı bırakmayan bu paralel katilin, paralel evrenlerle olan karanlık ilişkisi ve her hareketimi potansiyel yazma eğilimleriyle ilişkilendirmesi beni işkillendiriyor. Oysa benim çok fazla zamanım yok ve elimdekiyle yetinebilmek için yeteneklerimi eliyorum, eleğimden geçirdiğim emeğimden bana, onlarca süper kahraman yeteneğimin içinden ancak bir kağıt ve bir mürekkepli kalemden mürekkep bir yazı seti, bir de film bitmeden kurtarılacak bir esas kız düşmesini bekliyorum, istediklerimi hala düşüremedim.
Oysa daha dün rüyamda arabamla giderken bisiklet süren bir kıza çarpıp düşürmüştüm, yoluma hızla devam ederken birdenbire durmuştum, şahsi kanaatimce tüm zamanların en acıklı kız düşürme freniydi, üstelik bu hayaliyle talihsiz kazada, yeterince acı bir fren ile yeterince acımasız bir frenk beyefendisinin güçlerini birleştirmesiyle ortaya on Baudelaire kuvvetinde dev bir canavar çıkmış ve bütün şiirlerini yaralı kızcağızın üzerinde denemişti bile. Oysa aynı rüyanın şaşkın canavarı, kitaplarını bırakıp bunun yerine düşene bir cpr yapsaydı daha iyi olmaz mıydı, kalbin tekrar hızlı atmasını sağlayacak bir suni tenefüse birlikte çıkıp, çocuklar gibi elele tutuşup, zil çalınca sınıfa koşup sıralarına otursalar, öğretmen görmeden sıranın üstüne sır harfler kazısalar, daha güzel yerlere gidebilirdi hikaye.
Lakin hikayeler asla yazıldığı gibi okunmaz, frenk lisanı gibidir, onlarca kelimeden en olmadıkları göze takılır, göze sokulmak istenenler satır aralarında sıkışır. Şimdi yanımda daha dün bir yazıda sıkışmış bulunan bir kelime var, evet sevgili gök, neler hissediyorsun? Sanki biraz kısalmışım, ama daha çok anlam yüklenmişim gibi hissediyorum, yazıda başka anlamlar yüklenmişim ya, meğer ben yüklemmişim, içinde geçtiğim cümlelerde başka fiiile ihtiyaç duymazmışım, tek başıma yetermişim. Buradan beni cümlelerinde kullanacak yazar arkadaşlara sesleniyorum, lütfen yanıma öyle her kelimeyi yakıştırmayın, böyle bulut, yağmur, ay, deniz, kitap gibi şeyleri ben kendime daha çok yakıştırıyorum.







Zaman ve mekandan bağımsızlığımdır

Sekiz köşeli yıldızı bir madalya olarak bayramlık ceketimin sol yanına iliştirdiğim gibi kendimi gökte buldum. Bulutların hemen üzerinde ayakta kalmaya çalışırken aşağıya dikkatle bakıldığında, bugün hayatımıza çizilen mutluluğun resmi tatile işaret ettiğine dair inkar edilemeyecek deliller mevcut olduğu söylense de, bunun aslında yitirdiğimizi sandığımız hafızamızın en güzel yerlerinin hatırlanmasından doğan bir sevinç olduğunun su götürmez bir gerçek gibi gemileri yüzdürdüğüne bütün kalbimle inanıyorum.
Bugün ben diğerlerinden farklı olarak senin için bir koç kurban etmek istiyorum, elbette doğum günüm ve sana kendimi adamışlığım itibariyle bu iş için kendimden daha uygun bir koç göremiyorum, rüyalarımda gördüklerime dikkat kesilmek için yaşım tutuyor, yaşımı tutuyorum. Beklenen gün geliyor ve işte karşınızda, bu güzel vakitte evinde oturan bir bay, ram. The ram of all single rams, proudly away from the flock. Bugün için şiirler var, sürüsüz kadro dışı bırakılmış bir koyunun ardından söylenebilecek, çatma kurban olayım çehreni ey nazlı koyun, şair burada bayrama seslenmiş.
Benim sesim o kadar uzağa gitmiyor, kendimi duyurabildiğimden şüpheliyim ama, yine de deniyorum, ısrarla deniyorum diye deli deniyorum. Gözlerimi kapattığımda boynumda hissetmek istediğim o keskinliği, doya doya içime çekmek istediğim kızıllığın kokusunu, uzanan kollarına koşulsuz teslim olmanın vereceği huzuru bana vaad ediyorsan eğer, ayaklarımı nasıl bağlarlarsa bağlasınlar ben yine sana koşarım. Yok eğer akıttığım kanlarımla kalırsam sayfaların üstünde, sen de ellerinde tutup okurbana birşeyler söylemezsen, geldiği gibi toprağa geri ver o sayfaları güzelim, onlar sandığın gibi gökten inmedi..

Zihnimin kenarlarında dolaştığımdır

Yedi genç samuray vardı hikayede ve bir fincher filminde tanıştıkları yedi ölümcül günahı beğenmedikleri için, kendilerini öldürmek yerine daha da güçlendirecek bir sekizinci günah arayışı ile kurosawa’nın filminden çıkıp yahya kemal’in şiirine girdiler, ortasında denk geldikleri kuyudan kulaklarına fısıldayan birinin önerisine uyup güçlenmek için sabretmeyi öğrendiler ve uzun sürecek yağmurdan hem kendilerini hem hakikatlerini korumak için kendilerine bir mağara aramaya başladılar.
Göğün ve yerin tüm katlarından geçtikten sonra buldukları bir yer altı dünyasında sabırla beklemeye başladılar, ellerinde yedi meşale ile arkalarından gelebilecek ikinci yedi akımına yol göstermek için birbirlerine anlattıkları tüm hikayeleri yakıp küllerini yerlere saçtılar. Orada, kendi dünyalarında ilan ettikleri yedi harikanın yedi düvelinkilerle zerre kadar benzerlik göstermemesinden mütevellid, sabretmeye devam ettiler, masallara ve hikayelere gözlerini kapadılar, cücelerden ya da kocalardan ayrı bir yerde bulunduklarının farkında olarak romanı düşündüler, yüzyıllık yalnızlığın içinde yüzyıllık hayale daldılar.
Onlar şehirlerinin yedi tepesinden birinde beklenen büyük ateş yandığı zaman uyanacaklar ve bu rüyaya kadar geldikleri bütün yolu geri tepip yeniden kılıçlarını kuşanacaklar, çünkü asıl mücadele o zaman başlayacak ve hem ateşe hem dünyaya kafa tutabilmek için yedisinin de keskin birer kaleme ihtiyacı olacak, yedi karakteri birden içinde taşıyan yazarların yedi çocuğuna bakmakla uğraşacağı o günlerde insanlık bütün dayatmaları bütün sıradanlıkları bütün aptallıkları boğacak yed-i yazara çok ihtiyaç duyacak.


Yaşamayı tereddütsüz seçtiğimdir

Altıpatları elime aldığım zamanlarda elim bir kaza sonucu kaderi vurmamak için namluyu kasten aynaya çeviririm, cebimde bir düzine kurşun kalem ile otururken elimden başka bir şey gelmez, önümde kalın bir kitap kurşun kalem ile okunurken selimden başka bir şey beklerim, oyunun sonunu bildiğim halde her defasında bunu da düşünürüm, zira rengi solmuş bu mavi gezegenden en kısa yoldan kaçmak mertliğe sığmadığı gibi, çözemediği problemi kağıdın üstünde bırakıp sınavdan çıkıp gitmek de akıllı adamın işi değildir.
Tutunamayan herkesin düşeceğine inanan klasik düşünce newton’un eseridir, oysa kuantum teorisine geç de olsa kavuşmanın haklı gurur ve mutluluğunu yaşadığımız bu günlerde, ezberbozan formüllerle hayatımızı yeniden şekillendirmeye ihtiyacımız vardır, malum dünya insanlarının her nefes alışlarında havayı ağırlaştırdıklarını düşününce, tutunamayanlar düşermiş gibi görünse de ruhlarındaki uçma kabiliyetinden mütevellid havada kalabilir, böylece onların üzerine düşüp birilerini incitmedikleri gibi kendileri de kuşbakışı görmenin gerçekliğinden bir şey kaybetmezler.
Diyeceğim odur ki, birini kendine ayırdıktan sonra kalan beş kuşunu uçmaları için serbest bırakan kusursuz adam, sadece sevgiyi ya da bilgeyi yaralamaz, senelerdir yüz çevirdiği gerçek dostları umut, cemal ve bir çocuk parkında herşeyden habersiz kendi kendine oyunlar oynayan küçük saadeti de vurur, dolayısıyla adam yaralama suçundan yargılanmadan önce hakim cübbesini giymek gerekir. Şimdi sen de tereddüt halindeysen masandan kalkıp saatini uyanman gereken vakte kur, şunu aklından çıkar ki eskisinden daha duru ve keskin düşünebilesin.



Eser miktarda kızdığımdır

Beş para etmez ciğerleriyle şimdi huzurlarınızda devlet malzeme ofisinden ihtiyaç fazlası mallar, karakter yoksunu imitasyon adamlar, hararet yapmış yüksek derece memurlar. Herşeyden önce karşısındakinin insan olduğunu hatırına getirmesi gerektiği halde, bunu düşünmeyip ötekini de kendisi gibi gören kurumsal zihniyetin babasız çocukları, kişiliğini kollarında taşıyan arsız adamlar.
Ben oralarda kendileriyle birlikteyken kulaklarımın duyduğu her sözde kul haklarım çınlıyor semada, ben bundan kendim için zerre kadar rahatsız değilim ama kirlettikleri bu havayı soluyan başka vatandaşlarımız da var. İki kulağım arasında zihnimi meşgul etmeden geçmesini istediğim sözler için vaktiyle inşa ettiğim transit yolda, daha soldan girer girmez yolda eriyip giden benzersiz kıymetsizlikte kelimeler için müteakip günlerde biraz temizliğe ihtiyacım oluyor o kadar, zira düşünceleri menşei itibariyle ruhları kadar kirli.
İsterdim ki beni gerçekten sinirlendirebilecek birileri olsun, yakın mesafeden fırlattığı kelimeleri ok gibi dört bir yanıma batsın, hem acısın hem kanasın, lakin hilmi zırh olarak giyildiğinde hiçbir okun acıtmasına izin vermeyen biridir, sadık dostumdur, ihtiyaç duyduğum zamanlarda karakter kılığında ekseriyetle yanımda bulunur. Hiçbir şey tahammülfersa değildir, beni kızdırıp cebimden köstekli saatimi çıkartmamı isteyenlere muvaffakiyetler diler, ince ince işleyen saatimin tiktaklarını dinler, içten bir tebessümle keyfime bakarım.

Seni yokluğunda bulduğumdur

Dört tarafı denizlerle çevrili bir adada cumanın gelmesini beklerken kaleme alınan ve küsüp odanın bir köşesine geçen robinson kılıklı bu yazıda anlatılmak istenen, dört tarafı kelimelerle çevrili odalardan kurtulmanın yegane yolunun her taraftan toplanan kelimelerle derlenen yazıların yakılarak devasa bir ateş oluşturması ve bunun da hasbelkader yukarılardan uçan bir melek tarafından görülerek ilgililere haber salınmasıyla olabileceğini anlatmaktır.
Bunun haricinde birine – ona değil obirine - bir mektup yazıp onunla denize açılmak ya da gözleri ufukta hiç gelmeyecek bir gemiyi beklemek hem çok alaturka olur, hem de şimdiye dek şarkılarda ve şiirlerde çok kullanıldığı için burada kullanılması uygun düşmez, düşecek bir şey varsa belki bir uçak olabilir, ha bu adaya da bir uşak duşti ama, asli mevzumuz bu değil ki.
Kendilerine denizaltı süsü vermiş yunus balıkları hiçbir hatamı es geçmiyor ve her bir yanlış düşüncemde beni midelerinde bir yolculuğa davet ediyorken, sırf beni yanlış kıyıya çıkarmalarından çekindiğim için inatla burada kalıyorum, ayağım kaymasın aman denize düşmeyeyim diye, en yüksek yerine çıkıp adamın, müstakbel ateşim için birkaç kelime daha topluyorum kışın bile çiçek açan en güzel ağaçlardan. Nasıl olsa şimdi,burada, tepede tek başımayım, hiçbir baskı ve zorlama altında kalmadan yazdıklarımı ateşim olarak kabul edebilirim, evet.
Ama olursa olsun, istersen dünya sular altında kalsın, bütün ateşler sönsün, sen yine de gel; ben bu kadar iddia etsem de dayanamayabilirim, çünkü ruhum bir şair kadar yüce değil.